Translate
5 Şubat 2014 Çarşamba
sevgili eşime cevaben 2014-2 dilekçenin dönüşü (artık kıvırıp mı saklarsın bilemedim)
Sevgili ve çok sayın ve pek muhterem babacık ,
6.8.2008 tarihinden itibaren gururla hizmet vemekte olduğunuzu belirttiğiniz evlilik kurumunuzun aile idaresi başkanlık makamına yazdığınız dilekçeyi ivediyetle okuduk , ihtimamla yanıt veriyoruz. Bunca yıllık evlilik hayatımızda hergün yemek ve temizlik yapmadım, ütüden oldum olası haz etmem. Ama elimden geldiğince eksiğiniz olmaması için uğraştım . Eğer çok hasta ve yorgun değilsem yüzümü asık görmemişsinizdir. Bebek bekleyen babaların en büyk derdi olan hamikenin bitmek tükenmek bilmeyen hallenmelerinide tarafınıza yaşatmadığımı , karı dırdırının ne demek olduğunu ancak sözlükte bir tanım ya da kulaktan dolma olarak bildiğinizide belirtmek isterim. Yine belirtmek isterim ki başınızdan bir gebelik sonrası depresyonuda geçmedi. Hatta normal hayatınıza gayet çabuk döndünüz. Arkadaşlarınızla çıktığınız yemekler , aniden yapılan programlar gözümden kaçmadı değil. Ben evde eeee eee diye bebek arabası sallarken sizin dışarda rengi limonatayla aynı olan ama bardağa hızlı dökülünce köpüren ayrıca soğuk içilen içeceğinizle çıptıs çıptıs müziğe tempo tuttuğunuz ya da sohbetin dibine vurduğunuz anları gözümde canlandırabiliyorum. yine ilave etmek isterim ki sabah erkenden uyandığınız bütün gün bir çok kişinin derdine deva olma çabanız nedeni ile gece uykularınızıda elimden geldiğince bölmemeye çalışarak kuzunun gece öğünlerinede kendimi tamamen adamış durumdayım. İnkar ederseniz hakkımı yersiniz , battery low uyarısı vermedikçe sizi dürtüklemem..
Hasbelkader kuzuyla aynı anda hastalandık . gösterdiğiniz çabanın takdire şayan olduğunu belirtmek isterim .Bilirsiniz hep derler , yüzme öğreniceksen atlıcaksın denize çırpınıp durucaksın zaten yüzersin : ) yahut boğulursun. Bence siz günü gayet güzel kurtardınız babacık. Küçük bir eğitimle işlerin çoğunu benden daha iyi kıvıracağınıza eminim. Hem zaten hatırlıyorumda siz dememişmiydiniz keşke ben evde çocuk baksamda sen işe gitsen diye : ) Bence kendinizi göstermeniz için size daha çok fırsat tanımalıyız. Tabii bu işi hakkıyla öğrenmeniz gerek yoksa yatağı ıslatan çocuğun altına gazete kağıdı yaymayı çözüm olarak kabul ederseniz vay halimize.
Bundan önce bir çok defa sözel olarak belirttiğiniz kardeş arzusunuda hatırlatmadan edemiycem. Kaşıkla çocuk besleme , uyumayan bebeği kandırma yolları, bu ağlıyor susturamıyorum konulu dersleri tarafınızıa keyifle aktarmak istediğimi belirtmek isterim . Zira kanguruda taşıyabileceğim çocuk kapasite bir olup o kontenjanda şu an doludur. eğitiminiz tarafımca düzenlenicek olup zaman zaman rotasyonlarla hayatınızı renklendirmekten oğlumda bende çok keyif alıcaz. Akşam yemeğini yeyip uyuyakaldığınız günlere sayın .
Gereğini YAPARIM .
5.2.2014
( ÖPTÜK BABİŞ :) )
4 Şubat 2014 Salı
ilk defa hasta olduk biz..
Oğlumun uslu bir çocuk olduğunu
sanırdım artık eminim kesinlikle uslu bir çocuk .Doğduğundan
beri meğer hiç uyku sorunu çekmemişiz. Genelde 11 gibi uyur benim
kuzum. Saat birde uyumadıysa yaramaz çocuk yaftasını
yapıştırırız. Sabaha kadarda sadece karnını doyurmak için
uyanır. Birkaç gun önce altıncı ayımızı doldurduk hastalıksız
kazasız (bir kez ipsiz bungee denemesi haricinde) derken miniciğim
ilk defa hastalandı. Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim.
Birkaç gundur bende hasıl olan boğaz agrısı ve kuru öksürüğü
pek önemsemedim ,aslında yaklaşan hastalığın habercisiymiş.
Kuzuda bir iki gündür öksürüyordu. Bebekler annelerin sabrını
test etmek için garip günleri tercih eder. Huysuzluk yaramazlık
yapıcaksa ya da hastalanıcaksa illa ki sizin tek başınıza
olduğunuz bir günü seçerler. Bizde babanın nöbette olduğu bir
günü tercih ettik elbette. Halbu ki gün harika başlamıştı.
Gündüz uykularına dalarken biraz zorlansada ben beşiği
sallamaktan , sallarkende o gece iki kişilik yatağa çapraz yatma
hayalini kurarken hiçte şikayetçi değildim. Akşam saatlerinde
kuzunun öksürüğü bir derinlik kazanmaya başladı. Araya
katılan hapşırıklarla daha da renklenen öksürürklerimiz
eşliğinde gece yarısını kuzuyu uyutmak için ne numaralar
yapabilirim sorusunun cevabını arayarak geçirip yeni güne
başladım. Aralarda da arayıp babamıza rapor verdik. O da
nöbette çok merak etti , eve de gelemiyor diye.Birde telefondan
direktif vermeye niyetlendi hastaneye gidelim hemen diye ama çocuğun
ateşi yok , şimdi acile git saatlerce bekle onca daha hasta çocuğun
arasında kal ,çocuktan kan idrar istesinler , kan alınınca
ağlasın , sen ağla.. stres ..idrarı zaten almayı hiç becereme ,
gerek yok demem üzerine sonradan toparladı kendine geldi. Babalar
annelere kıyasla daha bi stres oluyorlar ama sallayınca geçiyor .
Saat 02.00 a kadar arabada sallama sonucu dört kez başarıyla
uyuttuğum oğlumu güvenle yatağına yatırıp odadan her
çıkışımda bir kere daha uyandı. Ve başa döndük. 2.30da
yatak odama sonunda ulaştım. Başucu lambam yanıyor, kitabımı ve
sırnaşık kedilerimizi kaçırmak için kullandığım lavanta
kokulu banyo sonrası spreyimi yastığın yanına saatler önce
koyup hazırlamıştım. Terliklerimi çıkardım yatağa uzandım,
yorgana dolanıp kitaba uzanırken önce kediler davrandılar yanına
yatıcaz sev bizi diye. Spray saolsun onları kaçırdık .Bir an
için sessizlik hakim oldu ve odadan kuzunun sesi gelmeye başladı.
Yerimden hemen fırladım. Karnını doyurdum , su verdim. Uyudu. O
gece yaklaşık yarım saatte bir olmak üzere uyanan kuzuyu pışpışla
, kucakta salla , bebek arabasında salla ,kucakta evi tavaf et
tekrar mama ver salla fiillerini gerçekleştirerek geçti. Koridor
da kat ettiğim mesafe sabaha karşı artık bana edirne istanbul
seyahati gibi geliyordu ve ben jet hızıyla hareket etmek
zorundaydım. Bir umut gündüz uyuduğunda bende uyurum diye
avuttum kendimi ama elbette olmadı. Geceye göre nispeten daha
rahattık. Ben bilmemkaçıncı kahvemi aç karnıma içmiştim.
Kuzunun iştahı yerindeydi. Saolsun çok yormadan ne versem yedi.
Ama öksürmeye ve arada huysuzlanmaya da devam etti. Termometreyi
ve emektar steteskobumu elimin altında bulundurdum ,her fırsatta
ateşini ölçüp sırtını dinledim yavrunun. Akşam babamız
geldi , ben perişan haldeyim. Ensemdeki saçlar kuzunun minik
elleriyle çekilmekten yumak olmuş. Saolsun devraldı nöbeti
halime acıyıp. Banyo yapıp uyudum bir-iki saat. Kuzu bir önceki
gece beni telef ettikten sonra kendini daha da bir geliştirmiş
olucak ki ikinci gece iki yetişkin projesini başlattı. Ayakta
sallanmayı zaten sevmiyor. Arabada uyutmaya alıştırmışız.
Gözleri kıpkırımzı olmuş ama hala direnişte. Kucağımıza
alıp sakinleştiriyoruz. Arabaya koyarken yine KaFa1500 (harrynin
süpürgesi) yutmuş gibi dikilip çığlıklar atıyor. Ne biberonla
kanıyor , ne emzikle.. Sonunda dişleri çıkarken sürdüğümüz
jelden sürdük biraz ağzına, yalanırken uyudu. Ama her
öksürükle yeniden uyandığı için bizim nöbet devam etti. Sabah
telef edilmiş iki yetişkin olarak uyandığımızda baba çalar
saatin sesini hiç duymadığından saat 9 olmuş ,kuzuda öksürüp
ağlayıp tekrar uyutulmaktan farımış halde olmasına rağmen
hala yatağında güreş tutuyordu. Üzerine ne giyip çıktığını
bile hatırlayamadığım babayı işe apar topar yolcu ettik.
Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler ya.. nolucak yalnız çocuk
bakıyorsun, keşke ben evde olsam sen çalışsan diyen adam
kuzunun exorcist haliyle bir gece geçirdikten sonra imana geldi.
Rapor almış eve gelmiş yardıma . Annemiz bizim , anaların hakkı
ödenmez diye boşuna demiyorlar filan dedi saolsun, beni yatırıp
tekrar dinlendirdi. Zaten bir kuzu öksürüyor , bir ben..
hapşırıklarımız öksürüklerimiz yarışıyor. Biraz tıbbın
mucizeleri , biraz bitki çaylarından faydalanarak uyandığımda
yepyeni biri gibi kalkmayı başardım. Baba kuzuyu kanguruya
koymuş, evdeki tüm biberonları tüketmiş , meyvesini
yediremedim ben bunun diye dem vuruyordu salonda . Tam biberonları
yıkayıp ortalığı toplamayı gözüme kestirmişken , baba sen
kuzuyu al ben hallederim kalanları diye atladı. Kuzuyu bana
sattıktan ! Sonra nerdeyse hiç görmediğim bir hamaratlıkta
mutfağı topladı , bberonları yıkadı ve yemek yaptı. Yemeğimizi
yedikten sonra da salondaki kanepede inzivaya çekilmek için izin
istedi. Müsaade sizin dedim , deliksiz uyumuşum 2-3 saat , seni mi
kırıcam babacık :)..Gün içinde kuzuya rahatlasın diye bir kaç
kez ilaç vermek zorunda kaldık. Yavrum tadını beğenmiyor ,
ağzını açmıyor , burnunu sıkıp vermeye çalışıyoruz
koluyla kaşığa vuruyor, bu kez kollarını tutup burnunu sıkığ
ağzını açtırıyoruz . Ağlayıp ortalığı yıkıyor. Sonra
alıyorum kucağıma sümüklerini bi yandan çekip bi yandan omzuma
silip rahatlıyor. Ağlaması kesilince çok bağırdı diye öksürük
artıyor .Baba uyuklarken kuzuda biraz uyukladı. Bende yanlarında
biraz ayaklarımı uzattım (10 dakika) sonrada rutin ev
işlerinden yapabildiklerimi elden geçirdim. Akşam banyosunu
yaptırıp yeni kıyafetler giydirdik. Biraz rahatladı. Sonra yeni
işkence metodu bulduk ,burnu biraz tıkanır gibi oldu , serum
fizyolojik sıkalım vakitlice de tıkanmasın tam dedik. Bir posta
daha ağlattık kuzuyu. Gece biraz keyfi geldi. Oyun oynadık ,bu
sefer onun istediği kadar televizyon izledik ve gece öğününü
yedirmek için bildiğimiz diğer maymunlukları yaptık . Babamızı
erken yatırdık ki benim pilim biterse çıldırtıcak bi veli
kalsın kuzuya diye. Gitmeden babamız tarafımıza 2014 /1 olarak
numaralandırdığı gelen evrakı takdim etti. Aynen aktarıyorum;
Aile İdaresi Başkanlık
Makamına,(hımm bana hitap ediyor)
Muhterem karıcığım, 06.08.2008
tarihinden itibaren hizmet vermekte olduğum ve gurur duyduğum aile
iş istihdamı ile ilgili olarak nacizane aksaklık tespitim
bulunmakta.
İş bu dilekçeye konu olan
benden olma senden çıkma huysuz oğlum nomin paşanın bakımına
istihdam edilmem bu konudaki düzeltilemez yeteneksizlik , bilgi ve
tecrübesizliğim ortaya çıkmıştır. Bu durumda bilgi beceri ve
yeteneklerim göz önüne alınarak daha uygun hizmet alanlarına
istihdam edilmem gerekliliğini gerek siz gerekse benim memnuniyetim
ve ailemizin ve muhterem ailemizin babası nazicane ben açısından
hayati öneme haiz olduğunu düşünmekteyim.
Gereğini arz
ederim.
Yüzümde bir gülümseme , bu gece ki
nasıl uyumak istiyorum bulmacasını çözmeye başladım. Takribi
3 saat sürdü kuzunun uykuya dalması. Kucağımda gezerken başını
omzuma koydu , sümüklerini üstüme silip saçlarımı minik
parmaklarıyla yolarken uyudu. Korkarak yatağına koydum. Ama
şansım yaver gitti. Minik kuzular , hastalığınız dert oluyor
bize.. Burnunuzu çekmeyi bilmiyorsunuz , sümükleri çıkarmayıda
.. kendi öksürüğünüzden korktuğunuz oluyor.. Ateşiniz çıksa
, bizim eteklerimiz tutuşuyor. Eminim her annenin gördüğü en
güzel en sevimli sümüklü burun kuzusununkidir , ama siz yinede
hasta olmayın e mi..??
1 Şubat 2014 Cumartesi
Gebelik ve Evcil hayvan sahibi olmak.
Gebelik
ve kediler : )
Benim
tam üç tane dişi kedim var. En büyük kızım ,'kedi' ve
'kızım' diye çağırırım , 3 haziran 2006'da ellerime doğdu. 50
kuruş kadar suratı, minnacık kulakları ve pespembe burnu ve
diliyle özellikle esneyince insanın içinin yağlarını eriticek
sevimlilikteydi. O zamanlar fakültede öğrenciydim. Beraber ders
çalışırdık. Yanıma uzanır , bir patisini kucağıma diğer
patisinide okuduğum kitabın üzerine koyardı. Beraber bitirdik
fakülteyi. Sonra evlendim beraber başka bir şehre göç ettik.
Eşim kedileri köpekleri uzaktan sever. Kedimde biraz bana düşkün
hem kıskanırdı eşimden hemde eşim kediye nasıl dokunulur pek
bilmediğinden hırçın davranırdı ona. Ama yinede iyi
anlaşıyorlar , birbirlerinin yaşam alanına saygı
gösteriyorlardı. Yatakta onun yattığı tarafa yatmıyordu kızım.
Koridorda karşılaşınca birbirlerine yol veriyorlardı.
Aralarında sınır ihlaline karşı gizli bir anlaşma vardı işte.
2009 sonbaharı , pet fuarı açmışlar . Her türlü hayvana
deliren ben elbette ki hayatımda ilk defa gördüğüm bu afişi
takip ederek fuara gittim. Birbirinden sevimli kediler , köpekler ,
rengarenk papağanlar , zaten ana baba günü. Çocuklar heryerde
hayran hayran bakınıyor. Kimisi bana bunu al diye ağlıyor.
Hanvanıcklar o kalabalıkta nolduğunu pek anlayamamış . Işıkların
altında biraz teirgin , biraz belki burdan kurtulurum diye zorunlu
bir sevimlilik takınmış duruyorlar. Standın birinde cam ufak
bir akvaryumda !! bir sürü yavru siyam kedisi gördüm. Sanırsın
su kaplumbagası , üst üste doldurmuşlar garibanları birini
kucağıma aldım. Başladım adamla kavga etmeye . Kedi akvaryuma
konur muymuş hiç ? Böyle hayvanlara işkence ederek ticaret
yapıyorlar. Birinide kucağıma aldım o sırada. Adam 3 aylık
diyor ama taş çatlasın bir buçuk. Yavruyu ayırmışlar
anasından satmaya getirmişler. Taktı tırnaklarını t-shirtüme
ayrılmıyor. Eşimi aradım . Ben kedi alıyorum haberin olsun
diye. Oda anlamamış ne dediğimi acelesi varmış ameliyata mı ne
giricek. Tamam tamam , naparsan yap dedi kapadı telefonu. Kediyi
aldım, bi taşıma kabı, yeni yavru için mamalar sırtlandım
hepsini döndüm eve hımbıl hıkış. Benim büüyk kız hiç
yadırgamadı, hatta bir annelik içgüdüsüyle onu büyütmeye
başladı. Akşam eşim geldi. Şok! Evde bir kedi daha var . Öyle
ufak ve sevimli ki dayanamadı. Yavaş yavaş sevmeye dokunmaya
kucağına almaya başladı. Ailemizin yeni üyesi sütlü kahve
rengindeki kedimizin adını whiskey koyduk. Hayvan tacirinden bir
kedi , bir kedidir kurtarabilmiştim. Ama yeni kuzu aynı hafta
içinde hastalandı. İkimizde uyumadık . Serum taktık vitaminler
verdik başında bekledik. Eşim kedilere whiskey sayesinde alıştı.
Böylelikle büyük kızlada aralarındaki politik iletişim biraz
daha samimi hale döndü. Siyam kedilerinin özelliğiymiş, 6 ay
boyunca öyle hareketli olurlarmış ki kök söktürürlermiş
sahiplerine . Ortalıkta dolu bardak bırakamıyorduk çünkü
devriliyordu. Küçük hanım koridorun bir ucundan diğer ucuna
sanki havai fişeğe binmiş gibi koşuyordu. Gerçekten 6. ay
doldu whiskey uslandı. Büyük kedimizin kankası oldu . Ve ben
eşime kedi sevgisini aşıladım. Gece uyurken whiskey onun tarafına
, kedi benim battaniyemin üstüne yatıyordu. O zamandan beri,
çılgınsın sen evde kediyi napıcaksın? Evde 2 kedi haaa!!
diyenler oldu. Neyse benim aşıladığım kedi sevgisi eşimin
içinde yeşerdi yeşerdi . 2010 da en minik üyemiz ne cins
olduğu belli olmayan ama eşime iran kedisi diye sattıkları vodka
ailemize katıldı. Kirli beyaz kocaman mavi gözlü bir tüy
torbası. Büyük kızla pek iyi anlaşamadılar ama whiskeyle
araları çok iyi. Halada aynı şekil devam ediyor. Neyse ..yine
elşetiriler ...Ne üç kedin mi var ?? Napıcaksın üç kediyle?
Artık çocuk yap , kedilerine at .Ya napıcam üç kediyle
bakıyorum , seviyorum .İmkanım olsa evim daha büyük param daha
bol olsa daha çok kedi alır bakardım .Ayrıca nereye atayım??
Sokakta hiç yaşamamış hayvanlar , balkona yapay çim serdimde 1
hafta üstüne basamadı garibanlar. Eleştirilerin çoğunu kulak
arkası edip , bir kısmıyla oturtma yaptıktan sonra 3 kedili ve
akvaryumlu hayatımıza devam ettik (eşim balıkseverdir : ) tam
bir akvaryum sevdalısı...) 2013 kasım ayında minik kuzumuzun
haberini aldık. Yola çıkmış geliyormuş. İşte teyzeler
ablalar bir kısım topluluk bir kaç deneme daha yaptı . Ağzına
tüy kaçar , hasta olur .. Şimdi işin bilimsel kısmına geçelim
evde evcil hayvanınız varsa öncelikle hayvanların iç dış
parazit aşılarını ve diğer gerekli aşılatını yaptırmanız
gerekir. Hem sizin(özellikle gebe iseniz ) ,hem evin diğer
bireylerinin sağlığı için bu kadarı yeterli . Gebelikte en
önemli , size en büyük sorunu oluşturucak olan Toxoplazma gondii
olarak tanınan parazittir. Biraz kitabi bilgilerimiza başvuralım
. Bulaşması pişirilmemiş çiğ etlerin yenmesiyle ve kedi
dışkısının ve kedi dışkısıyla temas etmiş herhangi bir
eşyanın ellenmesiyle ağız yoluyla olur. Köpeklerle bu hastalığın
direkt bir ilgisi yoktur. Gebe kişiler bu yollarla enfeksiyonu
alırsa enfeksiyon plasenta yoluyla bebeğe de geçebilir.
Kedilerde
malesef bu parazitin ana konağı ve taşıyıcısıdır. (Günah
keçileri)
Kedi
barsağında parazitin sporozoit denen formları bölünerek çoğalır
ve ookist halinde dışkı ile dışarıya atılırlar. Bu ookistler
dış ortama oldukça dayanıklıdır.Yani çamaşır suyuyla
sildiğiniz yüzeyde bile canlı kalabilir. Dış ortamdaki herşeye
bulaşabilir ve oradan da ağız yoluyla insana geçebilirler.
Bulaşma az pişmiş yada pişmemiş çiğ etlerdeki parazite ait
doku kistlerinin ya da yıkanmamış meyve ve sebzelerin üzerindeki
ookistlerin ağız yoluyla alınmasıyla olur. Toprakta yada kedi
pisliğinde bulunan ookistlerin de ellere bulaşmasıyla ağız
yoluyla parazit alınabilir.
Bu
enfeksiyon 5-18 gün süren kuluçka döneminin ardından normal
sağlıklı çocuk ya da yetişkinlerde bir sorun yaratmadan
çoğunlukla farkedilmeden geçirilir ve tedavi gerektirmez. AIDS
gibi bağışıklık sistemini bozan bir hastalığı olan kişilerde
ve gebelik sırasında bebek açısından sorun yaratabilir. Aslında
insanların neredeyse yarıya yakını yaşamlarının herhangi bir
döneminde toxoplazma ile enfekte olurlar ama çoğu kişi de
herhangi bir belirti vermez. Genellikle grip benzeri ateş,
yorgunluk, halsizlik, kas ve eklem ağrıları gibi hafif
belirtilerle kendiliğinden iyileşir.
Ortalama
olarak her 1000 gebelikten 1-2 sinde gebelik sırasında akut
toksoplazma enfeksiyonu geçirilir. Gebelikte geçirilen
enfeksiyonlar da aynen diğer insanlarda olduğu gibi çoğu zaman
farkedilemez ve annede şikayetlere sebep olmaz.
Bebeğe
ne gibi zararlar verebilir?
Enfeksiyon
ilk 3 ayda bebeğe %15 gibi düşük oranda geçebilir. İkinci
trimesterde bebeğe geçiş oranı %30, üçüncü trimesterde geçiş
oranı %60'tır. Fakat ilk trimesterde bebeğe geçen enfeksiyon daha
ciddi sorunlar yaratır. İleri aylarda geçen enfeksiyon daha az
sorunlara sebep olur.
Gebelik
oluşmadan önce geçirilen enfeksiyon gebelik açısında risk
yaratmaz.
Bebeğe
geçen enfeksiyon düşük, rahim içerisinde ölüm, beyin hasarı,
hidrosefali (beyinde su toplanması), serebral kalsifikasyon, görme
problemleri (koryoretinit), zeka geriliği, işitme problemleri,
gelişme geriliği, karaciğer ve dalakta büyüme, pnömoni,
myokardit, döküntü gibi problemler yaratabilir.
Hastalığın
klasik üçlü hasarı yani triadı 1. hidrosefali (beyinde su
toplanması), 2. intrakranial (beyinde) kalsifikasyonlar ve 3.
koryoretinit (göz hasarı)'dır.
Bazı
bebeklerde gebelik sırasında yada doğumdan hemen sonra yapılan
testlerde enfeksiyonun bebeğe geçtiği ispatlandığı halde
herhangi bir hasar yada anomali gözlenmemiştir.
Bazı
bebeklerde ise doğumda bir anormallik izlenmemesine rağmen uzun
dönem takiplerinde yıllar sonra görme ve işitme problemleri,
nörolojik hasarlar izlenmiştir.
Annede
enfeksiyonun tanısı:
Annede
parazitin kendisinin yada parazite karşı oluşmuş antikorların
tespiti için bazı yöntemler vardır. Bunlar fare inokülasyon
testi, hücre kültürü, parazit antijenlerinin belirlenmesi, PCR
ile parazit DNA'sının belirlenmesi gibi testlerdir. Annede parazite
karşı oluşmuş antikorların tespiti için Sabin-Fendman testi,
İFAT, İHA, EIA, ISAGA, ELISA gibi çeşitli testler mevcuttur.
Bu
yöntemler ile tespit edilen antikorlardan IgM
enfeksiyonun yeni geçirildiğini gösterir. IgG
antikoru ise eskiden geçirilen ve bağışıklık kazanılmış
enfeksiyonu gösterir. Fakat bu antikorlar her zaman çok net bilgi
vermeyebilir. IgM antikoru bazen enfeksiyondan sonra 1-2 yıl boyunca
pozitif kalabilmektedir. Bu durumda Toksoplazma IgG avidite
testi ile enfeksiyonun ne kadar
zaman önce geçirildiği hakkında bilgi edinilmeye çalışılır.
Avidite testinin yüksek olması enfeksiyonun en az 3 ay önce
geçirildiğini gösterir. Avidite testinin düşük olması
enfeksiyonun son 3 ay içerisinde geçirildiğini gösterir.
IgM
pozitif, IgG negatif ise bu büyük ihtimalle yeni geçirilmiş bir
enfeksiyondur. Hem IgM hem IgG pozitif olan durumlarda test 3 hafta
sonra tekrarlanarak antikor titresinde 4 katlık artış olduğu
izlenirse bu da yeni enfeksiyon olduğunu ifade eder.
Hem
IgM hem IgG antikoru negatif olan kişiler hiç enfekte olmamışlardır
ve parazitle karşılaşırlarsa enfekte olma riskleri vardır o
yüzden bu gebeler kedi dışkısı, çiğ ve iyi pişmemiş etlerden
uzak durmalılar.
Bebeğinizde enfeksiyonun tanısı ;
Enfeksiyonun
fetusa geçip geçmediğinin tespiti bazı testlerle mümkün
olabilmektedir. Bunlar fetusun kanında parazitin yada IgM
antikorunun tespiti yada amnios sıvısında parazitin PCR ile
tespiti gibi yöntemlerdir.
Ayrıca
enfekte olmuş fetuslarda yukarda anlatılan anomalilerden bazıları
ultrason ile de gözlenebilmektedir.
Gebelikte
enfeksiyon geçirildiğinde ne yapılmalı?
Gebelikte
geçirilen toksoplazma enfeksiyonunun bebeğe kesin zarar vereceği
söylenemez, risk yukarıda anlatıldığı gibidir. Bu sözkonusu
risk aileye anlatılır, konuşulur ve aile gebeliğin
sonlandırılmasını ister ise gebelik sonlandırılır. Aile
gebeliğin sonlandırılmasını istemez ise antibiyotik tedavisine
hemen başlanmalı ve doğumdan sonra bebeğe de antibiyotik
verilmeye devam edilmelidir. Antibiyotik tedavisi bebeğin
etkilenmesini önleyemez fakat bebekte oluşacak etkilerin şiddetini
azaltır. Bu hastalık için spiramisin, primetamin ve sulfadiazin
antibiyotikleri kullanılır. Mutlaka hekiminize danışın. (Burdaki
bilgiler tamamen yol gösterici olması için yazıldı , kendi
kendinize hekimlik yapmayın , biz boşuna mı okuduk ?? )
Ben
gebeliğimi öğrendikten sonra toksoplazma anitikorlarıma
baktırdım. Hem İgM hem İgG negatifti. Yani çok dikkatli
davranmam gerekiyordu. Çok zorda kalmadıkça dışardan yememeye
ve evde hazırladıklarımında temizliğine çok dikkat ettim ve
bir süre sokak hayvanlarındanda uzak durdum. (sevdiğimi
anladıklarından herhalde nereye gitsem bi kedi bi köpek mutlaka
takılır peşime)
Hamile olmanız evcil hayvanlarınızdan vazgeçmeniz demek değildir Benim kedilerim bana çok bağlılar ve tüm gebeliğim boyunca olduklarından çok daha sakin davranışlar gösterdiler. göbeğim büyüdükçe onlarda göbeğime daha yakın yerlere yatıp benimle uyuklamaya başladılar.
Korunmak
için ne yapalım ?? (Bu sorunun cevabı kedileri sokağa atalım köpeklerin kuyruguna teneke bağlayalım ki gelirlerse sesi duyar kaçarız degildir )
Gebelikte
evde kedi besleyenlerin bazı hususlara dikkat etmesi gerekir:
Kedinin
dışkısı ile gebeler temas etmemelidir. Kedinin dışkısını ve
kumunu evde gebe olmayan kişiler temizlemeli. Kediye dokunduktan
sonra ellerinizi sabunla yıkamalısınız. Köpeklerle bu hastalığın
direkt bir ilgisi yoktur ancak kediyle veya kedi dışkısıyla temas
etmiş bir köpekten de enfeksiyon alınabilir.
Çiğ
et ya da az pişmiş et, salam, sucuk gibi yiyecekleri yememelisiniz.
Çiğ
etle çıplak elle temas sonrası ellerinizi iyice yıkamalısınız.
Çiğ
eti kestiğiniz bıçakları iyice yıkamalısınız.
Meyve
ve sebzeleri bol su ile yıkayarak yemelisiniz ve bunları elledikten
sonra da ellerinizi yıkamalısınız.
Kediler
dışarı çıkarılmamalı ve konserve besinlerle beslenmeli.
Bahçe
ve toprak ile çıplak elle temas edilmemeli, temas edilse bile eller
iyice yıkanmalıdır.
Eller
ağıza ve göze sürülmemelidir.
Ookist
taşıyabilecek sinek ya da böceklerden korunmak amacıyla pencere
filtreleri kulllanın.
Etiketler:
gebe,
gebelikte toksoplazma,
hamile,
kedi,
kediler ve gebeler,
toksoplazma
28 Ocak 2014 Salı
Normal doğum Vs Sezeryan
Bu
çocuk nasıl çıkıcak?
Eminim
son trimestere girmiş bütün gebelerin kafasında aynı soru
milyon kez gelmiştir. Normal mi doğursam ?? yoksa sezeryan mı
olsa ?? karar veremiyorum. Bilmem kim normal doğurmuş , avaz avaz
bağırtmışlar .. İzlediğimiz bütün filmlerde normal doğum
sahneleri pekte bir abartılarak gösterilmiş olup her kadının
mutlaka beyninde yer etmiştir. köyde geçiyorsa film kadın
yatakta şehirdeyse malum masada kıvranıyor, boncuk boncuk terli
köydekinde o an içeri ebe/doktor elinde siyah çantasıyla giriyor.
Hemen sıcak su ısıtılıyor. Kadın çığlıklar içinde ..ıkın
ıkın sesleri odada yankılanmakta..Hangimiz hatırlamıyoruz ki bu
sahneyi ? Elbette ürkütücü, fonu biraz karartıp , bağıran bir
kaç baykuş ve karga ekleyin, mekanı da mezarlığa yakın
seçerseniz bir Alfred Hitchcock yapımı kolaylıkla olabilir. Ben
hem bir hekim hemde gebe olarak normal doğumu tercih edenlerdenim.
Elbette beni ya da bebeğimi en ufak riske sokucak bir durum
olsaydı hiç düşünmeden kararımı değiştirirdim. Doğumu
beklerken etrafımda bir çok kişiden eleştiri aldım. Sen deli
misin kadın normal doğurucaksın diyen bir sürü isim sayabilirim.
Eşim bile sabırsızlıktan hadi sezeryan olsun deyip durdu, son
hafta doktorum bile niyetlendi sancın gelmezse alıyorum pazartesi
diye : )..Saolsun meleğim yardım etti annesine de bıçak altına
yatmaktan kurtuldum . Eşim hala bizim hanım inadından normal
doğurdu diye dalga geçer. İnat meselesi değil inanın. Yani adı
üzerinde olan fizyolojik bir eylemi neden hiç bir riskim yokken
sezeryan gibi operasyonla gerçekleşen bir doğum metoduna tercih
ediyim. Gebelik bir hastalık değilki ameliyat gerektirsin (tıbbi
gerekliliklerin dışında)Gebeliğin 37. haftasından sonra bebek
pelvise yanı kasıklarınıza doğru inmeye başladığında minik
kasılmalarınız olabilir. Braxton hicks denen bu kasılmalar
dogumun yaklaştığınında habercisidir. Sancı korkulduğu gibi
birden bire şiddetli bir şekilde başlamaz,
günler içinde yavaş yavaş kasılmalar şeklinde başlar ve hatta
düzenli sancılar oturduktan sonra ağrı gebeler tarafından yavaş
yavaş hissedilmeğe başlar. İlk doğum genellikte ortalama 18
saatte gerçekleşir . Kasılmalar arttığında , ve sıklıkları
arası süre azaldığında paniğe kapılmadan doktorunuzla
irtibata çekip yola çıkmanızı öneririm. Benim sancım gece 12
gibi başlamıştı. Eşimi telaşlandırmamak için birşey
söylemedim . Malum kocaman göbeğimdeki minik canavar mesaneme
bastığı için saat başı çişim geliyordu. Uyandıkça/ bir
süre sonra uyuyamadıkça sancıların aralıklarını kontrol
ettim. Sabah 8 gibi 5 dakikada bire indiğinde eşime hadi
gidelim dedim . Oğlumuz varmak üzere!! : ).. Sancılar dayanılmaz
özellikte olmadı , en azından benim tecrübem böyleydi. Hiç
acımıyorda demiyorum yalnış anlaşılmasın , hani bi dudak
ısırttırıp , diş sıktıran hale geliyor , belkide benim ağrı
eşiğim yüksektir bilemem.
Artık
epidural anestezi var , normal doğumu çok kolaylaştıran bir
uygulama . Epidural (peridural) anestezi ya da sık bilinen
adıyla "ağrısız doğum", doğum eyleminde veya sezaryan
operasyonunda ağrı hissini ortadan kaldırmak için kullanılan
özel bir bölgesel anestezi şeklidir. Genel anesteziden farkı anne
adayının işlem esnasında uyanık olması ve etrafında olup
bitenleri tümüyle algılamasıdır.
İstenmeyen
etkiler açısından genel anesteziye göre oldukça güvenli bir
yöntemdir. Oğlum dünyaya gelişinden
3 saat önce bana epidural anestezi uyguladılar. Yani yaklaşık
11 saat kadar normal doğum sancısını tecrübe etme fırsatım
oldu. Tekrar cesaret vermek isterim korkmayın. Epidural anestezi
bir çok kez uygulanırkende gördüm anestezist arkadaşlar süperler
bir kerede buluyorlar uygulama yerini , herhalde bende sağlıkçıyım
diye biraz ters gitmiş olucak işler ki malesef epidural iğnesi
5. uygulamada yerini buldu. İğneyi yerleştirirken sabit ve sabırlı
durmanız çok önemli , genelde yan yatıp bacaklarınızı
karnınıza çekmeniz (cenin pozisyonu) istenir. Uygulama
yapılırkende iki sancı arasını beklerler annenin rahat olması
için. Ben en son oturuyordum , bağdaş kurmuştum, göbeğim
kucağımdaydı ve öne doğru eğilmeye çalışıyordum. Ve
sonunda oldu . Uygulamanın hemen ardından ilacı da verdiler .
Aman allahım ne kadar güzel bi his yavaş yavaş ayaklarımdan
yukarı doğru bir serinlik uzanmaya başladı , hiç sancım
kalmadı . Sanki naneli limonata dolu bir havuzdayım . (bir gebenin
teşbihi)Ve elbette hala hareket edebiliyordum ve tamamen
uyanıktım.
İlk
kez normal doğum yapan bayanlarda bebek çıkarken vaginanın
girişini parçalamaması için epizyotomi adı verilen kesi
yapılmaktadır. Amaç yırtılmayı önleyerek bebeğin etrafa zarar
vermeden rahat bir şekilde çıkmasıdır. İlk doğumların hemen
hepsinde bu işlem yapılmaktadır. Epizyotomi adı verilen bu
kesinin yapılmadığı durumlarda vaginanın zorlanması ve makatta
yırtılmalara neden olabilir. Ayrıca mesane alt duvarını
destekleyen kasların yırtılmasıyla ilerde idrar kaçırma
şikayetleri ortaya çıkabilir. Epizyo açılırken hiç birşey
hissetmedim. Yani tekrar söylüyorum korkmayın. Burada
belirtmekte isterim ki hala çişimi tutabiliyorum. Normal doğumun
son evresi olan ıkınma dönemi rahim ağzının tam açılmasından
çocuğun çıkmasına kadar geçen dönemdir. En fazla 1 saat içinde
bu dönem tamamlanmalıdır. Daha fazla uzaması durumunda forseps ya
da vakum kullanılarak bebek dışarı çekilerek çıkartılır.
Bunun nedenleri; kadının güçlü ıkınamaması, bebek başının
iri olması ya da duruşundaki bozukluklar olabilir. Forseps ya da
vakum kullanılmasını müdahaleli doğum olarak adlandırıyoruz.
Müdahaleli doğum olması durumunda vaginanın zarar görme riski
daha da artacaktır.Bu durumların ortaya çıkmaması için size
düşen doktorunuzla koordineli bir biçimde çalışmak.
(çalışmak ?? bu cümlenin sonuna garip bi yüklem gibi geldi
ama neyse) Ağrı hissetmemeniz kasılmaların olmadığı anlamına
gelmiyor. Göbeğinize bağlı olan NST den kasılmalarınız ve
bebeğin kalp atımları takip ediliyor ve doktorunuz ıkın
dediğinde kuvvetle ıkınırsanız gerçekten herşey çok
kolaylaşıcaktır. Ben kronik kabız ve hiç bir zaman küçük
popoya sahip olmamış biri olarak abartmadan söylüyorum ki
yalnız 3 kez ıkındım. 3. ıkınma plasenta içindi. Vakum yahut
forseps kullanılmadı.
Tarihte
anestezi tekniği geliştikten sonra sezaryen adı verilen işlemle
bebeğin karından çıkarılması yöntemi geliştirilmiştir. Daha
sonra sterilizasyon ve dikiş tekniklerinin de gelişmesi sezaryen
ameliyatının da yaygınlaşmasına neden olmuştur.
Bilimsel olarak kabul edilen normal doğum yerine sezaryenin
yapılacağı durumlar şu şekilde sınıflandırılabilir:
1.
Baş ile kadın leğen kemiği arasında uyumsuzluk. Başın iri olup
leğen kemiği çıkışının dar olması
2. İlerlemeyen travay.
Düzenli ağrılara rağmen rahim ağzının açılmaması ve bebeğin
aşağı doğru ilerlememesi
3. Fetal Distres: Doğum ağrıları
sırasında kalp atımlarında sorun yaşanması ve bebeğe kan
akışının bozularak ihmal halinde ölüme kadar gidebilecek
sorunların oluşma riski
4. Annedeki bazı sistemik hastalıklar
nedeniyle normal doğum ve ıkınmanın riskli olması
5. Bebeğin
duruş bozuklukları: Normal şartlar altında bebek başla çıkıma
doğru gelir. Bebeğin rahim içinde yan durması ya da su kesesinin
açılarak kordonun sarkması sezaryeni gerektirir. bebeğin baş
büyüklüğü ve annenin kemik yapısı da doğum şeklini
kararlaştırmada etkili olacaktır.
6. Plasenta adı verilen
çocuğu besleyen yapının rahim ağzını kapatması (Plasenta
Previa) ya da plasentanın zamanından önce rahim duvarından
ayrılması (Plasenta Dekolmanı)
Bunların
yanında normal doğum yerine sezaryen önerilen tartışmalı
konular mevcuttur. İleri anne yaşı ,
normal doğumdan korku
(Anne adaylarından bazıları normal doğumdan korkmakta ve kendini
hazırlıksız hissetmektedir. Bu annelerin normal doğuma zorlanması
ilerde psikolojik sorunlara neden olabileceğinden sezaryen tercih
edilebilir.)
, omurga bozuklukları , aşırı kilo alınması
(Ortalama olarak gebelik boyunca alınması gereken kilo miktarı
10-12 kg dır. Ancak bazı hamile bayanların çok aşırı kilo
aldıkları aç antiparantez ben 24 kilo aldım kapa antiparantez
ve hareket etmekte zorlanmaları nedeni ile sezeryan önerilebilir.
Artık
kendi hikayeme dönebilirim , saat 14.01 süper ıkınan ben oğlumun
sesini duydum ve bir taraftan epizyom dikilirken bir taraftan oğlumu
koklayıp emzirmeye çalıştım. Doğumhaneden odama alınmak üzere
hazır olduğumda kendimi yürüyebilecek kadar iyi hissediyordum
ama anestezi etkisi , tansiyonum filan düşer diye müsade
etmediler tabi ..sedyeyle odama doğru götürüldüm . Odanın
katına geldiğimde muazzam bir kalabalık vardı . Herkes
birbirine haber vermiş . Kendimi ünlü gibi hissettim el filan
salladım alkışladılar beni . Odaya girerken süperdi hemen bi
tane daha yapıcam dedim. (düşündümde iyi olmuş sedye , ne
demek hemen bi tane daha yumurta mı kırıyorsun kadın , ya
anestezi çok güzeldi , limonata havuzu naneli : )) ) Yatağıma
yerleştim hemen miniğimi verdiler kucağıma . Tanışma faslı
iste flörtleşmemiz daha doğumhanede başlamış. Sürekli
birbirimize dokunma telaşındayız. Doktorum odama kontrolüme
geldi. Çok güzel doğurdun kız dedi . Gülüştük. 1-2 saat
sonra kendimi iyi hissettiğimde ayağa kalkabilirmişim. Dediği
gibi de yaptım ,yavaş yavaş ayaklandım. Heyecanım hala devam
ettiği için bütün gece uyuyamadım. Kuzumda nerdeyse benle
birlikte uyanıktı. Tabi çocuk güzelim yatagından karmakarışık
bir yere geçiş yaptı şaşkın . Ertesi sabah taburcu olduk.
Hastaneden bebeğim kucağımda yürüyerek çıktım . Şimdi benim
için normal doğumun rüya gibi kısmı burda sonlanıyor. Temmuz
ayında izmir gibi yangın yeri bir şehirde doğum yapmış bir
yaz annesi olarak söylüyorum , normal doğurdun , epizyon
yüzünden bilmemkaç tane dikişin var . Lütfen yarana iyi bak.
Mümkünse bol bol batikon kullan . Terzi kendi söküğünü
dikemezmiş. Malesef benim dikişlerim açıldı. 25 gün açık
yara pansumanı yaptım her tuvalete gidişimde .İkinci mega önemli
nokta dikkatli oku gebe kardeşim bu söyliceğim heryerde yazmaz
üstüne birde pişik oldum . Kaşınmaktan ölürsün bak o
şeftali popolu minik meleğine kullandığın pişik kremi var ya
hah o ! Lütfen mutlaka kendinde kullan. Hele hele yazın doğum
yaptıysan pişik kremi hayat kurtarır. Şimdi benim normal doğum
vs sezeryan ile ilgili söyleyeceklerim bunlar . Belki karar
vermene biraz yardımcı olmuştur . Hangi yolu seçersen seç ,
harika bir serüven seni bekliyor. Pişik kremini unutma ..
Ps: bu yazıda bir iki kaynak kullandım
: )
bir:http://www.gebelik.org/dosyalar/anestezi/epidural.html
iki:http://www.jinemed.com.tr/gebelik-ve-dogum/normal-dogum-sezeryen.html
Aşağıdaki video elektrotlarla yapay doğum sancısı oluşturulan 2 deney adamını gösteriyor .unutmayın erkekler herşeyi abartır. (ormana gittik hacı ayı gördüm filan !! )
Etiketler:
epidural,
epizyo,
normal doğum,
pişik,
sezeryan
To my Nominik Toretto - İlk göz ağrım Noyan'a
Canım oğlum , minik kuzum , ipek
tenli meleğim ,
şimdi yanı başımda uyuyorsun
,kirpiklerin gül yaprağı gibi dudakların insana umudu ,
masumiyeti yeniden öğretiyor. Dünya pis bir yer ;korna sesleri ,
egzos dumanı , hava kirliliği , yolsuzluk .. ne ararsan var. Bu
yetişkinler oyun oynamayı bile bilmiyor. Sen karnıma düştüğünde
biz dünyamızı değiştirdik. Seni herşeyden uzak tutmak için
değiştik. Umutlarımız daha bir yeşerdi. Geleceğe daha güler
yüzle baktık. Daha sağlıklı olmaya çalıştık yanında uzun
süre kalabilmek için. Sana içimde güzel bir yuva kurabilmek
için. Tam dokuz ay boyunca seninle tanışıcağım günü bekledim
. Ellerinin yüzünün hayalini kurdum. Her kontrolde pür dikkat
baktım o minik ekrana ..Nerdeyse Gebe ultrasonunun uzmanı oldum
.Hareketlerini hissettim , tekmelerinle mutlu oldum.
Tekmelemediğinde gidip bol bol çikolata yedim Sürekli göbeğimi
sevdim .Güzel müzikler dinledim. Aynaların karşısına geçip
göbeğimi izledim . Bol bol fotoğrafını çektim içerdeyken
bile. .Sen karnıma düştüğünden beri günlükler tuttum sana
hiçbirşeyi kaçırma diye. Bütün bebek mağazalarını gezdim.
Doğduğun gün yeni bir dünya verdin bize. Artık aynı bedeni
paylaşmasakta sonunda minik ellerini öpebilmek, boynunu koklamak
kısmet oldu. Kucağımdan bir dakika bile alsınlar istemedim seni.
Çoook uzun yollardan gelmiş minik meleğim , ben sen uyurken bile
baş ucunda seni izliyorum .Başını boynuma güvercinler gibi
yaslıyorsun bende ensenden içime çeke çeke kokluyorum .Sımsıkı
sarılıyorum sana , göğsümden içeri sokasım geliyor. Çokta
çabuk büyüyorsun kuzucuk. Boyun uzadı , ağırlaştın dişlerin
bile çıktı . Artık birlikte daha çok şey yapabiliyoruz ,
oyun oynamaya bile başladık. Lokum gibi kulların bacakların .. ısırsam doyamam ..Diyeceğim oku ilk göz ağrım ; aşık
oldum sana işte ..seni koşulsuz şartsız karşılıksız çok
seviyorum .
25 Ocak 2014 Cumartesi
god damnit Biberon - Emzirme
Anne sütü bir annenin bebeğine
vereceği en güzel hediyedir. Bebeğiniz bir ömür bunun faydasını
görür. Zaten artık tüm bebek beslenme ürünleri reklamlarında
anne sütünün gerekliliğine dikkat çekmeye çalışıyor.
Gebeliğiniz boyunca ve sonrasında anne sütü ile ilgili bir çok
hurafe duyacaksınız . Ve muhtemelen bazı gıdaları yemediğiniz
kadar çok tüketiceksiniz. O dönemde yanınızda kim varsa bu sütü
arttırır diye önünüze bir tabak koyucak . Işin özü şu iyi
beslenir yeterli sıvıyı alır ve stresten ve uykusuzluktan dogum
sonrası dönemde uzak durursanız sütünüz olur ,miktarı ve
kaliteside günden günde artar. Benim 3. trimesterin sonlarına
doğru göğüslerim iyice şişmiş ve süt gelmeye başlamıştı
. Ben bebeğimi normal yolla doğurdum ve çok şükür herşey
yolunda gitti ve daha doğumhaneden çıkarıp giydirmeden sarıp
emzirmem için bana verdiler , o esnada hala masadaydım. Göğüs
uçlarınız başta çok acıyor. Bu hassasiyeti azaltmak için
doğumdan önce göğüs ucu koruyucu kremler mevcut kullanmanızı
tavsiye ederim. Ama emzirmeye alışana kadar bu acıyı tam olarak
geçirecek bir krem olduğunu zannetmiyorum . Sadece biraz sabırlı
olun . Bir anne ve bebeğin arasında kurulan bağın en kuvvetli
halkası emzirme ile başlıyor. Sezeryan ile yapılan doğumlarda
ilk emzirme biraz gecikebiliyor ama mutlaka bebeğin yanınıza
mümkün olduğu kadar çabuk getirilmesi konusunda ısrarcı
olun.Takip ettiğim ve çok beğendiğim ve sahibi hem doktor hem
bir anne olan blogta (http://annelerlemelekler.com) Doğal
Ebeveynlik adlı bir kitabın bahsi geçmekteydi. (Ben kitabı henüz
edinebildim ve okumaya başladım . ) Yazarı bir pediatrist olan bu
kitapta da anne ve bebeğin arasında oluşacak bağın en kuvvetli
halkalarından birini emzirmek oluşturmakta.
Doğumun hemen sonrası odama
alındığımda benim için stresli dönem başlamıştı.Birçok
ziyaretçim vardı. Oda dolup dolup boşalıyordu diyebilirim.
Mutlaka en yakınlarınıza tembihleyin ve ziyaretçilerinizi çabuk
savuşturun. Benim bana bayılmayan ve geçimsiz bir kayınvalidem
var ve o geleceği için tüm akrabalar stres olmuş ikide bir
yanıma gelip şunu napalım ? Bunu napalım diye soruyorlardı. En
son isyan ettiğimi hatırlıyorum bana artık birşey sormayın
diye. En önemlisi annenin rahatı. Daha yeni doğumdan çıkmış ve
düşünmesi gereken tek şey bebeği ve kendi.
Biz ertesi gün hastaneden taburcu
olduk. Eşime de on gün izin vermiş devlet saolsun. Kalabalığı
2 gün içinde atlattık. Evde ben eşim ve eşimin erkek kardeşi ve
elbette ailemizin yeni üyesi kaldı. 2 erkek lohusa bir kadına ve
bebeğe ne kadar bakabilir ve aynı anda ev işlerini ne kadar
yürütebilir tecrübe ettim. Hele hele başa çıkılması gereken
benim gibi dağınıklığa tahammülsüz ve mükemmeliyetçi bir
karakterse bu soruya yürütemez olarak net bir cevap vermem mümkün
.Evdeki ilk gecemin ertesi sabahı ayaklanıp kahvaltı
hazırlamıştım. Ancak lohusanın ilk bir iki hafta mümkn
olduğunca iyi bakılması gerekli benim dramım dikişlerimdeki
sürekli sızı ve geçmeyen bir baş ağrısı ile başladı.
Gebelik öncesi migrenim vardı ama gebelikte tüm hastalıklarınızın
gerilediği gibi migreninizde geriler ve ben gebeliğim boyunca hiç
atak geçirmemiştim. Tuvalete her girdiğimde canım yanıyordu ve
dikişlerimdeki ağrı başımın ağrısını daha da arttırıyordu.
Emzirmeye çalıştığım için ilaç alamıyordum. 2. gecenin
sonunda sürekli ağlayan bebeğimizin pediatrist bir arkadaşımızın
ziyareti ile açlıktan ağladığını öğrendik. Görünüşe
göre benim sütüm yetmiyordu. Kafamıda popomuda yataktan
kaldıramıyordum. Eşim bunu duyar duymaz gidip mama aldı .Ve minik
oğlum karnı doyup gaz sancısıda geçince mışıl mışıl
uyudu. Dikişlerimdeki sızı gitgide artmaya başladı ve kadın
doğumcumuza gittik. Epizyom enfekte olmuştu ve dikişlerim bir bir
açılmaya başladı. Ertesi gün 3. gününde olan ve geçmeyen
migrenim için nörolog arkadaşımıza gittik. Gebelik sonrası
beyin venlerinde tromboz görülebiliyormuş. İlk defa Mr çektirdim
. İçersi sürekli tekno müzik çalan bir disko gibi tek fark
kımıldayamıyorsunuz. Mr temizdi. Baş ağrımıda iv metpamid ile
geçirdiler. İlaç almak zorunda kaldığım için bebeğimi 48 saat
emziremedim. Eşim biberonla çocuğu doyuruyordu. Üstümde 9 ayın
yorgunlugu vardı resmen. Eşimin doğum izni bitesiye kadar oğlum
biberona alışmıştı. Ben açılan dikişlerim yüzünden her
tuvalette açık yara pansumanı yapıyordum . Eşimin erkek
kardeşide on günün sonunda bizi terk etmişti ve oğlumla
başbaşaydım. Oğlum biberona bayılıyordu ve mememi ağzına
vermek bazen 1 saati buluyordu. Ben emzirmeye uğraştıkça o
sinirleniyor , süt istediği kadar gelmediği için isyanlarda
çığlığı basıyordu. Sütümü makinayla sağmayı denedim .İki
göğsümden gün boyunca maksimum 100 cc sağabiliyordum. Unutmayın
hiç bir sağma makinasında miniğinizin dudaklarındaki sihir
yoktur. Bebeğiniz emdikçe süt salgısı uyarılır. Bebek
ağlamasınında süt salgısını arttırdığını söylüyorlar
ama biberonu memeye tercih ettiği için ağlayan bir kuzudan gelen
ses bir süre sonra anneyi dahada strese sokuyor ve bir kısır
döngü oluşuyor. Özetle bebek ağlar , memeyi almaz anne ağlar
meme hala sokaktadır bebek ağlamaya devam eder anne ağlamaya devam
eder anne biberonu hazırlar bebek biberonu tüketir anne çocuğumu
doyuramıyorum diye ağlamaya devam eder , kendini tam
toplayayazarken bebek yine ağlamaya başlar ,bu sefer gazı vardır.
Oğlum her uyuduğunda internetten emzirme sorunu yaşayan annelerle
ilgili araştırmalar yapıyordum. En faydalı bulduğum bilgiyi
paylaşmak isterim , bazı biberonlar anne memesini taklit etmekte
olup bebeklerin tekrar memeye dönmesini sağlayabiliyormuş .Bir
anne medelanın calma biberonuyla 2 hafta içinde yeniden
emzirebildiğini yazıyordu. Ben bunu okuycam o biberonu bulmıycam
. Hıh ! Imkansız. Zaten çaresizim. Ben başaramadım ama
başaranlar varmış. Biberon da güzel biberon kapağı 3 parça ,
valvli yapmışlar. Çocuk iyice çekmeden mama içinden geçmiyor.
Ben 2 ay evde üsttsüz gezmiş biri olarak anlatıyorum . Misafir
bitmedi. Üstümü giyemedim. Memelerimi herkes gördü. Komşular
, arkadaşlar , kayınlar ..Başka çare yok kuzu istiycek beslicez
emziricez diye ..Ama olmadı. Köydeki ayşe emzirirken ,
şehirdeki okumuş ben emziremedim. Süt sağma makinası , oğlanın
direnişi ve benim ağlamamdan oluşan üçgen 2. ayın sonunda
bitti. Uzay mühendiside olsan bebek bakmak başka birşey. Benimle
aynı dönemde sitede 2 hamile arkadaşım vardı. Yalnız birimiz
emzirmenin zevkine doya doya varabildik , o da ben değilim
okuduğunuz üzere. Diyeceğim şudur ki ;
Emzirmeye mümkün olduğu kadar erken
başlayın.
Mutlaka bir emzirme hemşiresi doğum sonrası yanınıza gelsin.
Beslenmenizin bozulmamasına dikkat
edin ve en az 2.5 litre su tüketin.
Stresten uzak durun , yakınınızda
rahat insanlar bulundurun , sizide rahatlatsınlar.
Benim gibi tek başınıza idare etmek
zorundaysanız , önce kendinizi ve bebeğinizi düşünün .Ev
dağınıkta olsa topluda olsa kimseye faydası yok
emzirme başlangıcı ağrılı bir
süreç ama göğüsleriniz yavaş yavaş alışıyor.
Süt sağma makinaları , süt
salgınızı uyarmaz , Bırakın bu işi minik kuzunuz yapsın.
mama vermek zorunda kalırsanız
biberonla değil kaşıkla verin . Bu kuzular tembel oluyor biberona
hemen alışıyorlar.
Umarım sizler emzirmenin keyfini
doya doya yaşarsınız.
22 Ocak 2014 Çarşamba
Doğum fotoğrafı -labour photography
Hamileliğin başından beri doğum fotoğrafı mevzuunu tecrübe etmek istemiştim.Zaten hamileliğin başından sonuna kadar evdeki minik makinamız ve süper akıllı cep telefonlarımızla bir sürü ftoğraf çektik. Ben şahsen her ay göbeğimi aynanın karşısına geçip farklı açılardan göbeğinin resmini çekmiş biriyim. Çünkü hiçbir anı unutmak istemedim. her doktor kontrolünde ultrason görüntülerinin videolarını aldım . İlerde oğluma var olduğu ama tanık olamadığı anları yaşatabilmek içindi bu girişimlerin nedeni. Eşim maalesef fotoğraf çekmektende çekilmektende nefret eder. Oğlumuz geldikten sonra japon turist oldu o da : ) (benimle dalga geçer de hep japon turist gibi heryerde çıkarma şunu diye)
Bu amaçlı şişmanlama sürecim boyunca bir çok kez doğum fotoğraflarını çeşitli arama motorlarında araştırdım. Aklınızda varsa mutlaka sizde bakın derim. Gerçekten su altı da dahil olmak üzere bir çok farklı konsept oluşturarak çekilmiş doğum fotoğrafları var. Ben doğum öncesinde en çok göbeği odak olarak alan babanında dahil olduğu fotoğrafları ve anne-göbek konulu nü fotoğrafları beğenmiştim. Tüm bu araştırmalar sonunda doğum fotoğrafı istediğimede karar verdim ;en nihayetinde bir profösyonelin bu talebe cevabı fotoğraf çekmeyi sevmeyen bir eşin çekmesi ve kendinizi aynadan çekmekten çok daha farklı oluyor. Benimde yakınımda bu işi yapan harika bir arkadaşım vardı bu yüzden çok şanslıydım. Doğum öncesi fotoğrafları evde çekmeye karar verdik .Çeken kişinin sizle dialoğu çok önemli ,benim fotoğraf çekilmeyi sevmeyen canım sevgilim bile kabak çiçeği gibi açıldı. Fotoğrafçınız sizi rahatlatmalı ve doğru ortamı oluşturmalı . Sanırım bu durumu sağlayabilirseniz alışık olmasanız bile çok rahat olabiliyorsunuz . doğum fotoğrafları doğumdan önce seçtiğiniz bir yerde , doğumda doğumhane ya da ameliyathane ve doğum sonrası eve gelişinizde çekilmek üzere 3 partiden oluşuyor. Biz doğum öncesi kısmın evimizde , doğal ortamımızda olmasını tercih ettik .
Ben hamileliğimin sonuna kadar kendimi çok beğendim. Şimdi fotoğraflara bakınca insanların neden parmakla işaret ettiklerini anlıyorum .Çünkü minik bir panda gibiymişim
Sancılarımın sıklığına rağmen doğum günü hastaneye giderken yolda ilk aradığım kişi doğum fotoğrafçımız oldu. (çok sevgili arkadaşıma burdan bir kez daha teşekkür ediyorum) Doğumhanede olmak süper bir heyecan en nihayetinde birazdan kollarınıza minik mucizenizi alıcaksınız. Benim sevgili arkadaşım hemen yetişti. Zaten anlaştığınız kişiler her an tetikte oluyor . Sizin heyecanınızı paylaşmak için gelenler siz doğumhanedeyken içeri dalamıyorlar tabii . Ancak çok yakınlarınız girip bakıp çıkabiliyor o da doktorunuz izin verirse. Bu esnada dışarıyla tek bagınız eşiniz ve ebeniz oluyor. Ama eve döndüğünüzde neler olmuş kimler gelmiş , bebeği görünce kim ağlamış, ilk tepkiler nasıl görmek istiyorsanız doğum fotoğrafçınız bu noktada sizi aydınlatabilir.
Doğumhaneye girmesini istiyorsanız önceden doktorunuzdan izin almayı unutmayın ki son dakika canınız sıkılmasın . Doğumhanede çekilen yavrunuzun ilk resimleri ileride ona göstereceğiniz güzel bir hediye olabilir. Ben doğuma girerken sıkı sıkı tembihlemiştim lütfen saati çek diye .
Ben doğum fotoğrafı çektirdiğim için çok mutluyum dediğim gibi amacım ileride oğluma güzel anılar bırakmak. İlgilenenleriniz varsa sevgili arkadaşımın blog adresi ve bizim için yazdığı minik not şu linktedir ; http://yosununisleri.blogspot.com.tr/2013/09/dogum-noyan-bebek-belief.html
Bu amaçlı şişmanlama sürecim boyunca bir çok kez doğum fotoğraflarını çeşitli arama motorlarında araştırdım. Aklınızda varsa mutlaka sizde bakın derim. Gerçekten su altı da dahil olmak üzere bir çok farklı konsept oluşturarak çekilmiş doğum fotoğrafları var. Ben doğum öncesinde en çok göbeği odak olarak alan babanında dahil olduğu fotoğrafları ve anne-göbek konulu nü fotoğrafları beğenmiştim. Tüm bu araştırmalar sonunda doğum fotoğrafı istediğimede karar verdim ;en nihayetinde bir profösyonelin bu talebe cevabı fotoğraf çekmeyi sevmeyen bir eşin çekmesi ve kendinizi aynadan çekmekten çok daha farklı oluyor. Benimde yakınımda bu işi yapan harika bir arkadaşım vardı bu yüzden çok şanslıydım. Doğum öncesi fotoğrafları evde çekmeye karar verdik .Çeken kişinin sizle dialoğu çok önemli ,benim fotoğraf çekilmeyi sevmeyen canım sevgilim bile kabak çiçeği gibi açıldı. Fotoğrafçınız sizi rahatlatmalı ve doğru ortamı oluşturmalı . Sanırım bu durumu sağlayabilirseniz alışık olmasanız bile çok rahat olabiliyorsunuz . doğum fotoğrafları doğumdan önce seçtiğiniz bir yerde , doğumda doğumhane ya da ameliyathane ve doğum sonrası eve gelişinizde çekilmek üzere 3 partiden oluşuyor. Biz doğum öncesi kısmın evimizde , doğal ortamımızda olmasını tercih ettik .
Ben hamileliğimin sonuna kadar kendimi çok beğendim. Şimdi fotoğraflara bakınca insanların neden parmakla işaret ettiklerini anlıyorum .Çünkü minik bir panda gibiymişim
Sancılarımın sıklığına rağmen doğum günü hastaneye giderken yolda ilk aradığım kişi doğum fotoğrafçımız oldu. (çok sevgili arkadaşıma burdan bir kez daha teşekkür ediyorum) Doğumhanede olmak süper bir heyecan en nihayetinde birazdan kollarınıza minik mucizenizi alıcaksınız. Benim sevgili arkadaşım hemen yetişti. Zaten anlaştığınız kişiler her an tetikte oluyor . Sizin heyecanınızı paylaşmak için gelenler siz doğumhanedeyken içeri dalamıyorlar tabii . Ancak çok yakınlarınız girip bakıp çıkabiliyor o da doktorunuz izin verirse. Bu esnada dışarıyla tek bagınız eşiniz ve ebeniz oluyor. Ama eve döndüğünüzde neler olmuş kimler gelmiş , bebeği görünce kim ağlamış, ilk tepkiler nasıl görmek istiyorsanız doğum fotoğrafçınız bu noktada sizi aydınlatabilir.
Doğumhaneye girmesini istiyorsanız önceden doktorunuzdan izin almayı unutmayın ki son dakika canınız sıkılmasın . Doğumhanede çekilen yavrunuzun ilk resimleri ileride ona göstereceğiniz güzel bir hediye olabilir. Ben doğuma girerken sıkı sıkı tembihlemiştim lütfen saati çek diye .
Ben doğum fotoğrafı çektirdiğim için çok mutluyum dediğim gibi amacım ileride oğluma güzel anılar bırakmak. İlgilenenleriniz varsa sevgili arkadaşımın blog adresi ve bizim için yazdığı minik not şu linktedir ; http://yosununisleri.blogspot.com.tr/2013/09/dogum-noyan-bebek-belief.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








